Almanya'da Lich adında küçük bir kasabada doğdu.
1994’ten itibaren İstanbul'un çeşitli canlı müzik mekanlarında yabancı coverlar söyledi.
1996’da beş kızdan oluşan “Zeytin” adlı rock grubuyla canlı müzik piyasasında dikkatleri çekti.
1998 Roxy Müzik Günleri’nde 2.’lik ve 1999 Roxy Müzik Günleri’nde Jüri Özel Ödülü kazandı.
1998’de “Süpersonik” adlı grubu kurdu ve oldukça alışılmadık elektronik altyapılı parçalardan oluşan repertuarına karşın kısa sürede kendine has bir izleyici kitlesi yarattı.
2000’de “Gelgit” isimli alternatif elektronik pop albümünü Power Records’dan çıkardı.
2000’de müzikal direktörlüğünü yaptığı “H2000” organizasyonunda, BUSH, Chumbawamba, GusGus, Lamb Jay Jay Johanson gibi dünya müzisyenleriyle aynı sahneyi paylaştı.
2001’den itibaren H2000, Creamfieds ve Rock İstanbul gibi büyük organizasyonlarda ve Tindersticks, HIM, Placebo, Macy Gray ve Queen Adreena gibi büyük konserlerin açılışında sahne aldı.
2003’te Mor ve Ötesi, Athena, Bülent Ortaçgil, Vega, Feridun Düzağaç, Bulutsuzluk Özlemi ve Koray Candemir’le birlikte “Savaşa Hiç Gerek Yok” single’ında yer aldı.
2003’ten itibaren elektronik sound üzerine kurulu ilk albümünün şarkılarını sahnede “Sütlü” adını verdiği proje dahilinde, sert rock versiyonlarıyla söyledi. 2003’te ilk albümünde yer alan “Senin Gibi” isimli şarkısı Yunanlı pop müzik sanatçısı Teresa tarafından Yunanca yorumlandı.
2004’te Murathan Mungan’ın “Söz Vermiş Şarkılar” albümünde “Kimdi Giden Kimdi Kalan” şarkısını yeniden yorumladı.
2004’te DJ Mert Yücel’le birlikte yaptıkları “Dreamer” adlı İngilizce single İngiltere’de Baroque Records UK tarafından yayınlandı ve İngiltere’de Balance Chart UK’ de 3 numaraya, Amerika’da Balance Chart USA’ de 1 numaraya kadar yükseldi.
2004’te Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filminde ilk albümünden “Senin Gibi” adlı şarkısı yer aldı.
2005’te Teoman’ın “Balans ve Manevra” filminde rol alan Aylin Aslım, filmin Pasaj Müzik tarafından yayınlanan soundtrack’inde Teoman’ın “Bazı Yalanlar” isimli parçasını yorumladı.
2005’te Bulutsuzluk Özlemi’nin “Felluce-Bağdat” adlı single albümünde “Bağdat Kafe” adlı şarkıda vokalde Nejat Yavaşoğulları’na eşlik etti. 2005’te Kutluğ Ataman’ın çektiği “İki Genç Kız” filminin soundtrack’inde ilk albümünden “Keşke” adlı şarkısı yer aldı.
06 Mayıs 2008 Salı
07 Ocak 2008 Pazartesi
Abidin

Abidin, 7 Temmuz 1977'de Adana'da doğdu. İlkokulu Adana Ziya Gökalp, ortaokulu yine Adana'da İstiklal Ortaokulu ve liseyi de Seyhan Çobanoğlu lisesinde bitirdi. İlkokul yıllarından itibaren ailesine yardımcı olmak ve kendi parasını kazanmak için çalışmaya başladı. Önce babasının yanında marangozluk yaptı. Sonra bir tüpçüde çalıştı ve ardından bir börekçiye girip orada soğan soymaya başladı. Lise yıllarında ev ev dolaşarak tekstil ürünleri pazarladı.
Sonunda hayatındaki en büyük tutkusu müzikle tanıştı ve gitar çalmaya başladı. Lise hayatı boyunca Adana müzik merkezinde gitar konusunda kendini geliştirdi ve liseyi bitirdikten sonra barlarda şarkı söylemeye başladı. Ancak üniversiteye de gitmek istiyordu ve sınava girip Anadolu Üniversitesi İktisat bölümü'nü kazandı. Eskişehir'e yerleşti ama sadece 4 ay kalabildi ve Adana'ya döndü.
Askerliğini, doğduğu yere çok yakın bir şehirde Gaziantep'te yaptı. Ancak, 8 ay sonra kalbindeki ritim bozukluğu nedeniyle erken terhis edildi. Adana'ya geri döndü.1 yıl boyunca demolar hazırladı ve bunları İstanbul'daki müzik şirketlerine gönderdi. Fakat istediği sonucu alamadı. Hayatına yeni bir yön verip, tekrar Eskişehir'e gitmeye okulunu bitirmeye karar verdi. Okul ve bar programlarını beraber yürüttü. Mali müşavir olmak istiyordu ama müzik tutkusu yine okuldan ağır bastı ve Abidin yine Adana'ya döndü. Yine demolar hazırladı, yine İstanbul'a gelip demolarını müzik şirketlerine verdi ve yine amacına ulaşamadı. Soluğu tekrar Adana'da aldı.
2003 Yılının Eylül ayı gelmişti. Kanal D'de Popstar Türkiye tanıtımlarını gördü ve 8 Eylül'de jüri önüne çıktı. Şehir elemelerini geçmiş ve ilk 50 popstar adayı arasına girmişti. Abidin'e yine İstanbul yolları görünmüştü. İstanbul'daki 3 günlük eğitime katıldı. 3. günün sonunda 50 yarışmacıdan geriye 12 kişi kalacaktı ve Abidin gösterdiği performansla Türkiye'nin yeni Popstarı olmaya aday 12 finalist arasına girdi. Artık sıra halk oylamasına gelmişti. 12 haftalık canlı yayın maratonunun sonunda kırmızı odada son ikiye hiç kalmadan büyük finale kadar geldi ve finalde popstar birinciliğini kazandı.
Daha sonra albüm çalışmalarına başlayan Abidin 2004 senesinde ilk albümü olan "Aşktan Yana"'yı çıkardı
Sonunda hayatındaki en büyük tutkusu müzikle tanıştı ve gitar çalmaya başladı. Lise hayatı boyunca Adana müzik merkezinde gitar konusunda kendini geliştirdi ve liseyi bitirdikten sonra barlarda şarkı söylemeye başladı. Ancak üniversiteye de gitmek istiyordu ve sınava girip Anadolu Üniversitesi İktisat bölümü'nü kazandı. Eskişehir'e yerleşti ama sadece 4 ay kalabildi ve Adana'ya döndü.
Askerliğini, doğduğu yere çok yakın bir şehirde Gaziantep'te yaptı. Ancak, 8 ay sonra kalbindeki ritim bozukluğu nedeniyle erken terhis edildi. Adana'ya geri döndü.1 yıl boyunca demolar hazırladı ve bunları İstanbul'daki müzik şirketlerine gönderdi. Fakat istediği sonucu alamadı. Hayatına yeni bir yön verip, tekrar Eskişehir'e gitmeye okulunu bitirmeye karar verdi. Okul ve bar programlarını beraber yürüttü. Mali müşavir olmak istiyordu ama müzik tutkusu yine okuldan ağır bastı ve Abidin yine Adana'ya döndü. Yine demolar hazırladı, yine İstanbul'a gelip demolarını müzik şirketlerine verdi ve yine amacına ulaşamadı. Soluğu tekrar Adana'da aldı.
2003 Yılının Eylül ayı gelmişti. Kanal D'de Popstar Türkiye tanıtımlarını gördü ve 8 Eylül'de jüri önüne çıktı. Şehir elemelerini geçmiş ve ilk 50 popstar adayı arasına girmişti. Abidin'e yine İstanbul yolları görünmüştü. İstanbul'daki 3 günlük eğitime katıldı. 3. günün sonunda 50 yarışmacıdan geriye 12 kişi kalacaktı ve Abidin gösterdiği performansla Türkiye'nin yeni Popstarı olmaya aday 12 finalist arasına girdi. Artık sıra halk oylamasına gelmişti. 12 haftalık canlı yayın maratonunun sonunda kırmızı odada son ikiye hiç kalmadan büyük finale kadar geldi ve finalde popstar birinciliğini kazandı.
Daha sonra albüm çalışmalarına başlayan Abidin 2004 senesinde ilk albümü olan "Aşktan Yana"'yı çıkardı
Sultan Abdülaziz
Osmanlı padişahlarının otuz ikincisi, İslam halifelerinin doksan yedincisi olan Sultan Abdülaziz döneminde Avrupa'dan alınan borçlar dolayısıyla Osmanlı Devleti maddi güçlükler içine girmişti. Bir yandan artan isyanlar Fransız Devrimi ile kuvvetlenen milliyetçilik ve özgürlük düşüncesinin yansımasıydı. 14 yıl 11 ay padişahlık yapan Sultan Abdülaziz, meşrutiyet yanlılarının baskını sonucu tahttan indirildi.
Sultan Abdülaziz, 8 Şubat 1830'da İstanbul, Eyüp'te II. Mahmut'un ikinci oğlu olarak Pertevniyal Sultan Hanım'dan dünyaya geldi. Şehzadeliğinde güreş, binicilik, av gibi sporlarla ve müzik ile resimle uğraştı. Sarayda iyi bir eğitim gördü. I. Abdülmecit'in ölümü üzerine 25 Haziran 1861'de 32 yaşında Osmanlı tahtına geçti.
Tahta geçtikten sonra ordunun ve donanmanın geliştirilmesiyle meşgul oldu. Sultan Abdülaziz tahta çıktığında Osmanlı Devleti'nde dış borçlar yüzünden hazine boşalmıştı. Özellikle gayrimüslimler Fransız İhtilali'nin getirdiği özgürlükçü ve milliyetçi düşüncelerden ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucunda yeniden ayaklanmaya başlamışlardı.
Sultan Abdülaziz'in 3 Nisan 1863'de Mısır ziyaretinden sonra batılı devletlerin baskısı sonucunda tanzimat hareketlerine devam etmek zorunda kaldı. Padişahlığının ilk yıllarında Avrupalı devletlerin baskıları ve iç sorunlar ile uğraşan Sultan Abdülaziz, azınlıkların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı.
15 Haziran 1862 tarihinde Avrupa'da yardım alan Sırplar, Belgrad Kalesi'ne saldırdılar. 1861'de Hersek'de çıkan isyan ile birleşerek kısa zamanda büyüyen bu hareket 23 Ağustos'da Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun Rieka'daki Karadağ ordusunu mağlup etmesiyle neticelendi. Bunun üzerine 31 Ağustos 1862'de İşkodra Barışı yapıldı. Karadağ Savaşı'nı sona erdirmek için yapılan bu barış ile Karadağ iç işlerinde bağımsızlık kazandı.
1856 Paris Antlaşması ile Sırbistan özerkliğini kazanmıştı. Ancak Osmanlı Devleti'nin bölgede zayıflaması yüzünden Sırbistan kalan Osmanlı askerlerini de bölgeden çıkarmak için girişimlerde bulundu. Avrupalı devletlerin olaya karışması sonucunda 1867'de Osmanlı Sırbistan topraklarından çekilmeyi kabul etti.
Bu gelişmelerin hemen ardından 1859'da Eflak ve Boğdan birleşerek ortak bir prens atamışlardı ve Osmanlı Devleti de bu prensi tanımak zorunda bırakılmıştı. Bunun sonucunda Eflak ve Boğdan Osmanlı Devleti'ne bağlı olmakla beraber birleşerek Romanya Prensliği'ni kurdu. 28 Haziran 1864'de Osmanlı Devleti birleşmeyi kabul eden İstanbul Protokolü'nü imzaladı. Kısa bir süre sonra 8 Mart 1865'te Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Rusya ve Yunanistan ile birlikte İstanbul Barışı'nı imzaladı. Bu barışa göre Korfu, Kefalonya, Zenta, Çerigo ve Paksa adaları Yunanistan'a verildi.
Ayaklanmalar Girit'te de başladı. Sorunu çözmek için Osmanlı Devleti, idari ve askeri açıdan girişimlerde bulundu. Girit'e gönderilen Mehmet Emin Paşa, 6 Ekim 1867'de yeni statü için ferman yayınladı. Sivil yönetim padişahın atadığı valiye askeri yönetim ise atanacak komutana verildi. Atanan valinin biri müslüman diğeri hıristiyan iki yardımcısı olacaktı. Gümrük vergisi hariç diğer vergilerden ada muaf olacak, iki resmi dili olacaktı. Karma meclis tarım, bayındırlık, ticaret ve endüstri işlerini planlayacaktı.
Sultan Abdülaziz, 1867 yılında Paris'te açılan büyük bir sergiyi görmek için imparator Napolyon'un davetini kabul ederek Fransa'ya gitti. Ardından İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya, Macaristan yoluyla ülkeye döndü. Bu seyahatleri süresince birçok hükümdar ile görüştü. Ardından Rusya'nın Karadeniz'e ait hükümleri dikkate almayacağını bildirmesi üzerine İngiltere, Fransa, Prusya, Rusya ve İtalya arasında 13 Mart 1871'de Karadeniz'in tarafıszlığına son veren Londra Antlaşması imzalandı.
19. asrın sonlarına doğru Avrupa'da, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Almanya devletleri belli başlı güç odakları durumundaydılar. Bu üç devletin üzerinde durdukları en önemli konu Şark Meselesi idi. Dolayısıyla Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altındaki Hıristiyan unsurun tahrik edilerek Hıristiyanların yaşadıkları bölgelerin kendi nüfuzları altına alınması yolundaki faaliyetlerden geri durmamışlardır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Bosna-Hersek üzerinde uzun süredir emelleri bulunmaktaydı ve bu devletin esas amacı Selanik'e ulaşmaktı. 1875 yılında Bosna-Hersek'te yeni bir isyanın çıkmasında kuşkusuz Avusturya'nın rolü çok büyüktür. Bosna-Hersek'in Sırbistan ve Karadağ gibi iki Slav ülkesi ile Avusturya arasında yer alması burayı propaganda için uygun bir duruma getiriyordu. Ayrıca 1856 Paris Antlaşması'ndan sonra Karadağ, Sırbistan ve Girit gibi yerlerin, çıkan isyanlarla muhtariyet kazanmış olmaları da Bosna-Hersek'in Hıristiyanlarını heveslendiriyordu. Çıkan bu isyanlar sırasında Avusturya'nın üstlendiği himayeci rol ve buraya yönelik yayılma emelleri Rusya'nın tepkisini çekmeye başlamıştı.
Sadrazam Mahmut Nedim Paşa, hem dışta hem de içte devletin itibarının sarsılmasına sebep oldu. Aldığı kararlarla Avrupa devletlerinin tepkisini çekmekle devletin senelik ödediği borcunu beş sene müddetle ödenmeyeceğini bildirmesi üzerine Avrupa'da Osmanlılar aleyhine gösteriler yapılmasına yol açtı. Rusya bu karışıklıktan faydalanarak Balkanlarda Panislavizm propagandasını yayarak isyan çıkmasını sağladılar. Sultan Abdülaziz, Balkanlardaki tehlikeli gelişmeyi önlemeye çalışırken daha önce görevlerinden azledilmiş bulunan Hüseyin Avni, Mithat Paşa, Mütercim Rüşti Paşa ile Hasan Hayrullah Efendi ihtilal hazırlığı yapıyorlardı. Özellikle Hüseyin Avni Paşa, Mahmut Nedim Paşa tarafından azledilip, sürüldüğü için padişahı tahttan indirip öldürmeye karar verdi. Londra'ya gidip İngilizlerle bu işi planladı. Hüseyin Avni, Mithat, Mütercim Rüşdi ve Süleyman paşalar, padişahın tahttan düşürülmesi için geniş bir propagandaya giriştiler. 30 Mayıs 1876 Cuma günü sabahı, saat 04.30’da harekete geçtiler. Taşkışla'dan gelen taburlarla, Mekteb-i Harbiyyenin 300 kadar talebesi, Dolmabahçe Sarayı'nı çevirdi. Donanma da deniz tarafını kontrol altına aldı. Sultan Abdülaziz kayıkla alınıp, Topkapı Sarayı'na götürülerek odaya hapsedildi. Sonra Fer'iyye Sarayı'na götürüldü.
4 Haziran 1876'da Avni Paşa, Sultan Abdülaziz'i odada ölü buldu. Sultan Abdülaziz'n cenazesi 5 Haziran 1876'da büyük bir merasimle kaldırıldı. Babası II. Mahmut'un Çemberlitaş'taki türbesine defnedildi.
Sultan Abdülaziz döneminde, I.Abdülmecit döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. Yeni asker elbiseleri kabul edildi. İlk defa posta pulu kullanıldı. Süveyş Kanalı açıldı. Sahillere deniz fenerleri kondu. İstanbul'da tramvay işletilmeye başlandı. Galata Tüneli yapıldı ve işletilmeye başlandı. Mahkeme-i Nizamiye, İcra Cemiyeti, Ceza, Cinayet ve Hukuk Mahkemelerini havi İstinaf Mahkemesi, Temyiz Mahkemesi, gümrüklerle ilgili Rüsumat Eminliği, Merkez Bidayet Mahkemeleri teşkil edildi. Meclis-i Kebir-i Maarif ve Tapu Umum Müdürlüğü ve Meclis–i Hazain teşkil edildi. Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında Mecelle Cemiyeti kuruldu. Maarif Teşkilat nizamları düzenlendi. Sultani Mektepleri (Liseler) ve Sanayi Mektepleri açıldı. Fransa İmparatoriçesi, Avusturya İmparatoru, İran Şahı, Sultan Abdülaziz’i ziyaret için İstanbul'a geldiler. Şark ve İzmir Demiryolları açıldı. Tıbbiye, Mülkiye, Orman ve Maden Mektepleri, Darüşşafaka Lisesi açıldı. İtfaiye Alayı teşkil edildi.
Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim, ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı.
Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Sultan Abdülazizi'in hükümdarlığı sürasince meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır. Dönemin aydınlarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da daha sonra onları sürgüne göndermiştir. Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu.
Sultan Abdülaziz, 8 Şubat 1830'da İstanbul, Eyüp'te II. Mahmut'un ikinci oğlu olarak Pertevniyal Sultan Hanım'dan dünyaya geldi. Şehzadeliğinde güreş, binicilik, av gibi sporlarla ve müzik ile resimle uğraştı. Sarayda iyi bir eğitim gördü. I. Abdülmecit'in ölümü üzerine 25 Haziran 1861'de 32 yaşında Osmanlı tahtına geçti.
Tahta geçtikten sonra ordunun ve donanmanın geliştirilmesiyle meşgul oldu. Sultan Abdülaziz tahta çıktığında Osmanlı Devleti'nde dış borçlar yüzünden hazine boşalmıştı. Özellikle gayrimüslimler Fransız İhtilali'nin getirdiği özgürlükçü ve milliyetçi düşüncelerden ve Avrupalı devletlerin kışkırtmaları sonucunda yeniden ayaklanmaya başlamışlardı.
Sultan Abdülaziz'in 3 Nisan 1863'de Mısır ziyaretinden sonra batılı devletlerin baskısı sonucunda tanzimat hareketlerine devam etmek zorunda kaldı. Padişahlığının ilk yıllarında Avrupalı devletlerin baskıları ve iç sorunlar ile uğraşan Sultan Abdülaziz, azınlıkların isteklerini yerine getirmek zorunda kaldı.
15 Haziran 1862 tarihinde Avrupa'da yardım alan Sırplar, Belgrad Kalesi'ne saldırdılar. 1861'de Hersek'de çıkan isyan ile birleşerek kısa zamanda büyüyen bu hareket 23 Ağustos'da Ömer Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun Rieka'daki Karadağ ordusunu mağlup etmesiyle neticelendi. Bunun üzerine 31 Ağustos 1862'de İşkodra Barışı yapıldı. Karadağ Savaşı'nı sona erdirmek için yapılan bu barış ile Karadağ iç işlerinde bağımsızlık kazandı.
1856 Paris Antlaşması ile Sırbistan özerkliğini kazanmıştı. Ancak Osmanlı Devleti'nin bölgede zayıflaması yüzünden Sırbistan kalan Osmanlı askerlerini de bölgeden çıkarmak için girişimlerde bulundu. Avrupalı devletlerin olaya karışması sonucunda 1867'de Osmanlı Sırbistan topraklarından çekilmeyi kabul etti.
Bu gelişmelerin hemen ardından 1859'da Eflak ve Boğdan birleşerek ortak bir prens atamışlardı ve Osmanlı Devleti de bu prensi tanımak zorunda bırakılmıştı. Bunun sonucunda Eflak ve Boğdan Osmanlı Devleti'ne bağlı olmakla beraber birleşerek Romanya Prensliği'ni kurdu. 28 Haziran 1864'de Osmanlı Devleti birleşmeyi kabul eden İstanbul Protokolü'nü imzaladı. Kısa bir süre sonra 8 Mart 1865'te Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa, Rusya ve Yunanistan ile birlikte İstanbul Barışı'nı imzaladı. Bu barışa göre Korfu, Kefalonya, Zenta, Çerigo ve Paksa adaları Yunanistan'a verildi.
Ayaklanmalar Girit'te de başladı. Sorunu çözmek için Osmanlı Devleti, idari ve askeri açıdan girişimlerde bulundu. Girit'e gönderilen Mehmet Emin Paşa, 6 Ekim 1867'de yeni statü için ferman yayınladı. Sivil yönetim padişahın atadığı valiye askeri yönetim ise atanacak komutana verildi. Atanan valinin biri müslüman diğeri hıristiyan iki yardımcısı olacaktı. Gümrük vergisi hariç diğer vergilerden ada muaf olacak, iki resmi dili olacaktı. Karma meclis tarım, bayındırlık, ticaret ve endüstri işlerini planlayacaktı.
Sultan Abdülaziz, 1867 yılında Paris'te açılan büyük bir sergiyi görmek için imparator Napolyon'un davetini kabul ederek Fransa'ya gitti. Ardından İngiltere, Belçika, Almanya, Avusturya, Macaristan yoluyla ülkeye döndü. Bu seyahatleri süresince birçok hükümdar ile görüştü. Ardından Rusya'nın Karadeniz'e ait hükümleri dikkate almayacağını bildirmesi üzerine İngiltere, Fransa, Prusya, Rusya ve İtalya arasında 13 Mart 1871'de Karadeniz'in tarafıszlığına son veren Londra Antlaşması imzalandı.
19. asrın sonlarına doğru Avrupa'da, Avusturya-Macaristan, Rusya ve Almanya devletleri belli başlı güç odakları durumundaydılar. Bu üç devletin üzerinde durdukları en önemli konu Şark Meselesi idi. Dolayısıyla Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altındaki Hıristiyan unsurun tahrik edilerek Hıristiyanların yaşadıkları bölgelerin kendi nüfuzları altına alınması yolundaki faaliyetlerden geri durmamışlardır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Bosna-Hersek üzerinde uzun süredir emelleri bulunmaktaydı ve bu devletin esas amacı Selanik'e ulaşmaktı. 1875 yılında Bosna-Hersek'te yeni bir isyanın çıkmasında kuşkusuz Avusturya'nın rolü çok büyüktür. Bosna-Hersek'in Sırbistan ve Karadağ gibi iki Slav ülkesi ile Avusturya arasında yer alması burayı propaganda için uygun bir duruma getiriyordu. Ayrıca 1856 Paris Antlaşması'ndan sonra Karadağ, Sırbistan ve Girit gibi yerlerin, çıkan isyanlarla muhtariyet kazanmış olmaları da Bosna-Hersek'in Hıristiyanlarını heveslendiriyordu. Çıkan bu isyanlar sırasında Avusturya'nın üstlendiği himayeci rol ve buraya yönelik yayılma emelleri Rusya'nın tepkisini çekmeye başlamıştı.
Sadrazam Mahmut Nedim Paşa, hem dışta hem de içte devletin itibarının sarsılmasına sebep oldu. Aldığı kararlarla Avrupa devletlerinin tepkisini çekmekle devletin senelik ödediği borcunu beş sene müddetle ödenmeyeceğini bildirmesi üzerine Avrupa'da Osmanlılar aleyhine gösteriler yapılmasına yol açtı. Rusya bu karışıklıktan faydalanarak Balkanlarda Panislavizm propagandasını yayarak isyan çıkmasını sağladılar. Sultan Abdülaziz, Balkanlardaki tehlikeli gelişmeyi önlemeye çalışırken daha önce görevlerinden azledilmiş bulunan Hüseyin Avni, Mithat Paşa, Mütercim Rüşti Paşa ile Hasan Hayrullah Efendi ihtilal hazırlığı yapıyorlardı. Özellikle Hüseyin Avni Paşa, Mahmut Nedim Paşa tarafından azledilip, sürüldüğü için padişahı tahttan indirip öldürmeye karar verdi. Londra'ya gidip İngilizlerle bu işi planladı. Hüseyin Avni, Mithat, Mütercim Rüşdi ve Süleyman paşalar, padişahın tahttan düşürülmesi için geniş bir propagandaya giriştiler. 30 Mayıs 1876 Cuma günü sabahı, saat 04.30’da harekete geçtiler. Taşkışla'dan gelen taburlarla, Mekteb-i Harbiyyenin 300 kadar talebesi, Dolmabahçe Sarayı'nı çevirdi. Donanma da deniz tarafını kontrol altına aldı. Sultan Abdülaziz kayıkla alınıp, Topkapı Sarayı'na götürülerek odaya hapsedildi. Sonra Fer'iyye Sarayı'na götürüldü.
4 Haziran 1876'da Avni Paşa, Sultan Abdülaziz'i odada ölü buldu. Sultan Abdülaziz'n cenazesi 5 Haziran 1876'da büyük bir merasimle kaldırıldı. Babası II. Mahmut'un Çemberlitaş'taki türbesine defnedildi.
Sultan Abdülaziz döneminde, I.Abdülmecit döneminde başlayan yenilik hareketleri sürdürüldü. Yeni bir vilayet teşkilatlanmasına geçildi. Yeni asker elbiseleri kabul edildi. İlk defa posta pulu kullanıldı. Süveyş Kanalı açıldı. Sahillere deniz fenerleri kondu. İstanbul'da tramvay işletilmeye başlandı. Galata Tüneli yapıldı ve işletilmeye başlandı. Mahkeme-i Nizamiye, İcra Cemiyeti, Ceza, Cinayet ve Hukuk Mahkemelerini havi İstinaf Mahkemesi, Temyiz Mahkemesi, gümrüklerle ilgili Rüsumat Eminliği, Merkez Bidayet Mahkemeleri teşkil edildi. Meclis-i Kebir-i Maarif ve Tapu Umum Müdürlüğü ve Meclis–i Hazain teşkil edildi. Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında Mecelle Cemiyeti kuruldu. Maarif Teşkilat nizamları düzenlendi. Sultani Mektepleri (Liseler) ve Sanayi Mektepleri açıldı. Fransa İmparatoriçesi, Avusturya İmparatoru, İran Şahı, Sultan Abdülaziz’i ziyaret için İstanbul'a geldiler. Şark ve İzmir Demiryolları açıldı. Tıbbiye, Mülkiye, Orman ve Maden Mektepleri, Darüşşafaka Lisesi açıldı. İtfaiye Alayı teşkil edildi.
Kadılık Kurumu daha sıkı denetim altına alınarak 1 Nisan 1868 Şura-yı Devlet ve 1870 yılı içerisinde de Divan-ı Muhasebat kuruldu (Danıştay ve Sayıştay). Ayrıca eğitim, ulaşım ve bankacılık konularında çeşitli düzenlemeler yapıldı.
Sultan Abdülaziz döneminde donanmanın modernleştirilmesine de çalışıldı. 1875 yılına doğru Türk donanmasında 816 top taşıyan 21 zırhlı ve 173 yardımcı gemi vardı. Türk Bahriyesinde 50.000 efrad, 700 subay, 208 yüksek rütbeli subay, 11 Tümamiral, 6 Koramiral ve üç Oramiral vardı. Sultan Abdülazizi'in hükümdarlığı sürasince meşrutiyet fikrine başta sıcak baksa da, sonraları değişip bu fikri savunanlara karşı zor kullanacaktır. Dönemin aydınlarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa ile padişahlığının ilk dönemlerinde sıcak ilişkiler kurduysa da daha sonra onları sürgüne göndermiştir. Ülkede meşruti yönetimin gelmesini isteyenlerin yarattığı bu özgürlük havası içerisinde Abdülaziz'in tahttan indirilmesi konusunda kamuoyu oluşturuldu.
Abdi İpekçi
Abdi İpekçi, gazeteci, yazar. 25 yıl milliyet-gazetesi genel yayın müdürlüğünü, 20 yıl da başyazarlığını yapan İpekçi, 1-subat 1979’da, Mehmet Ali Ağca tarafından düzenlenen bir suikast sonucu hayatını kaybetmişti.
9-agustos 1929 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen İpekçi, lise öğrenimini 1948’de galatasaray-lisesi'nde tamamlamasının ardından, bir süre istanbul-universitesi Hukuk Fakültesi'ne devam etti.
1943 - 1948 seneleri arasında, Kırmızı-Beyaz ve Şut adlı spor dergilerinde yazı ve karikatürleri yayımlanan İpekçi, 1948 - 1949’da Yeni Sabah ve 1950’de de Yeni İstanbul gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri sekreterliği görevlerini üstlendi. 1951'de İstanbul Ekspres Gazetesi’nde yazı işleri müdürlüğü yapan ve 1954'te genel yayın müdürülüğüne başladığı Milliyet Gazetesi'nde, 1959'da başyazar olan İpekçi, yazılarındaki demokratik üslubu, hak ve özgürlükleri savunan tavrı ve tarafsız gazetecilik ve habercilik ilkesi ile basında saygı duyulan bir kişi olarak görülmekteydi.
1959'da Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanlığı, 1960'ta da Basın Şeref Divanı Sekreterliği yapan İpekçi, 1961 - 1970 yılları arasında, trt'de açık oturum programları düzenledi. 1964'te, Uluslararası Basın Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyeliği'ne seçilen ve 1968'de de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü'nde öğretim görevlisi olarak ders veren İpekçi, daha sonra 1972 senesinde, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanı oldu.
1 Şubat 1979 tarihinde, Nişantaşı'nda trafikte yavaşlayan arabasına yanaşan, adından Papa suikastiyle de sözettirmiş, Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.
Ölümünden sonra Milliyet Gazetesi’nin, Durum köşesinde yazdığı yazılardan bazıları bir kitapta toplanan İpekçi, afrika (1955), İhtilalin İçyüzü (1965), İnönü Atatürk'ü Anlatıyor (1968), Liderler Diyor ki (1969), Dünyanın Dört Bucağından (1971) gibi bazı eserlerin altına da imza attı.
9-agustos 1929 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen İpekçi, lise öğrenimini 1948’de galatasaray-lisesi'nde tamamlamasının ardından, bir süre istanbul-universitesi Hukuk Fakültesi'ne devam etti.
1943 - 1948 seneleri arasında, Kırmızı-Beyaz ve Şut adlı spor dergilerinde yazı ve karikatürleri yayımlanan İpekçi, 1948 - 1949’da Yeni Sabah ve 1950’de de Yeni İstanbul gazetelerinde muhabirlik ve yazı işleri sekreterliği görevlerini üstlendi. 1951'de İstanbul Ekspres Gazetesi’nde yazı işleri müdürlüğü yapan ve 1954'te genel yayın müdürülüğüne başladığı Milliyet Gazetesi'nde, 1959'da başyazar olan İpekçi, yazılarındaki demokratik üslubu, hak ve özgürlükleri savunan tavrı ve tarafsız gazetecilik ve habercilik ilkesi ile basında saygı duyulan bir kişi olarak görülmekteydi.
1959'da Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanlığı, 1960'ta da Basın Şeref Divanı Sekreterliği yapan İpekçi, 1961 - 1970 yılları arasında, trt'de açık oturum programları düzenledi. 1964'te, Uluslararası Basın Enstitüsü Yönetim Kurulu Üyeliği'ne seçilen ve 1968'de de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü'nde öğretim görevlisi olarak ders veren İpekçi, daha sonra 1972 senesinde, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanı oldu.
1 Şubat 1979 tarihinde, Nişantaşı'nda trafikte yavaşlayan arabasına yanaşan, adından Papa suikastiyle de sözettirmiş, Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.
Ölümünden sonra Milliyet Gazetesi’nin, Durum köşesinde yazdığı yazılardan bazıları bir kitapta toplanan İpekçi, afrika (1955), İhtilalin İçyüzü (1965), İnönü Atatürk'ü Anlatıyor (1968), Liderler Diyor ki (1969), Dünyanın Dört Bucağından (1971) gibi bazı eserlerin altına da imza attı.
Avril Lavigne

Ünlü Pop&Rock-Punk sanatçısı Avril Lavigne, 27-eylul 1984'de Belleville, Ontario, kanada'da dünyaya geldi.
John and Judy Lavigne'in kızları olan Avril, ailesinin henüz 5 yaşındayken Ontario kentinin Napanee kasabasına taşınmasıyla, Napanee'de büyüdü. Country müzik ile tanışması ve sevmesinin en büyük sebebi de bu kasabaydı.
Country müzik tutkusunun her geçen gün arttığı dönemde gitar da çalmaya başladı. Ontario kentinin Kingston kasabasındaki bir kitapçıda şarkı söylerken, ilk menejeri olacak olan Cliff Fabri tarafından keşfedildi.
John and Judy Lavigne'in kızları olan Avril, ailesinin henüz 5 yaşındayken Ontario kentinin Napanee kasabasına taşınmasıyla, Napanee'de büyüdü. Country müzik ile tanışması ve sevmesinin en büyük sebebi de bu kasabaydı.
Country müzik tutkusunun her geçen gün arttığı dönemde gitar da çalmaya başladı. Ontario kentinin Kingston kasabasındaki bir kitapçıda şarkı söylerken, ilk menejeri olacak olan Cliff Fabri tarafından keşfedildi.
Anne Nicole Smith

Anne Nicole Smith, 1967 doğumlu ünlü Amerika'lı eski Playboy modeli ve oyuncu. 1993 yılında Playboy Dergisi tarafından Playmate of the Year seçilerek üne kavuşan Smith, ardından milyarder J. Howard Marshall ile yaptığı evlilikle adından söz ettirdi. Evlendiğinde 63 yaşında olan Marshall, 14 ay sonra hayatını kaybetmiş ve Smith'in mirastan pay almak için açtığı dava, yaklaşık 10 yıl sürmüştü.
Asıl ismi Vickie Lynn Hogan olan Smith, 8-subat 2007'de geçirdiği ani kalp krizi nedeniyle 39 yaşında, Florida'da hayata veda etti. Smith'in üçüncü evliliğinden bir kız çocuğu dünyaya getirmesinden 3 gün sonra da, ilk evliliğinden olan 20 yaşındaki oğlu Daniel, kalp krizi sonucu aniden hayatını kaybetmişti.
Vickie Lynn Hogan, 28-kasim 1967’de Donald Eugene Hogan ve Virgie Mae Tabers’in kızı olarak Teksas, Houston’da dünyaya geldi. İki yaşındayken ailesi boşandı ve annesi ilki 1971’de Donald R. Hart’la olmak üzere dört evlilik daha yaptı. İsmini Nikki Hart olarak değiştiren Vickie, arkadaşlarına bir sonraki Marilyn Monroe olmayı ne kadar çok istediğinden bahsederek büyüdü. Texas, Mexia’ya taşınmalarının ardından buradaki lisenin ilk yılında sınıfta kaldı ve liseyi hiç bitirmedi. Jim's Krispy Fried Chicken adlı restoranda garsonluk yaparken tanıştığı 16 yaşındaki Billy Wayne Smith’le 4-nisan 1985’de evlendiğindeyse sadece 17 yaşındaydı. Oğlu Daniel Wayne Smith’in doğumundan 1 yıl kadar sonra ayrıldılar ve çocuğuyla birlikte Houston’a dönen Smith, çeşitli yerlerde yine garsonluk yapmaya başladı. Daha sonrasında Rick's Cabaret adlı gece klubünde striptiz yapmaya başlayan Smith, Miss Nikki ve Robin gibi isimlerden sonra Anna Nicole isminde karar kıldı. Anna Nicole burada çalışırken, Kasım 1991’de Teksas’ın en zengin adamı 88 yaşındaki petrol milyarderi Howard Marshall II ile tanıştı.
Playboy Dergisi’ne gönderdiği fotoğrafları beğenen dergi sahibi Hugh Hefner sayesinde Mart 1992’de dergiye kapak oldu. Basında ismi “Yeni Marilyn Monroe” olarak geçmeye başlayan Smith, Mayıs 1992 sayısı için de çıplak pozlar verdi ve 1993'de dergi okuyucuları tarafından Playmate of the Year seçildi.
İki yıl süren ilişkileri boyunca birçok kez Marshall’dan evlenme teklifi alan Smith, 3-subat 1993’de Billy Wayne Smith’den boşandı ve 27-haziran 1994’de Marshall ile Houston’da evlendi. Aralarındaki büyük yaş farkı nedeniyle basında, para yüzünden evlendiği iddia edilen Smith, yaşın onun için önemli olmadığını ve sevdiği için evlendiğini söyledi. Marshall, çift henüz 13 aylık evliyken 4-agustos 1995’de öldü.
Smith, eşinin vasiyetinde kendine yer vermediğini ve ona hiçbirşey bırakmadığını öğrenmesi üzerine 1,6 milyar dolarlık servetin yarısı için aileye dava açtı. Marshall’ın 56 yaşındaki oğlu E. Pierce Marshall’la arasında yaklaşık 10 yıldan beri süren miras davası halen çözüme ulaşmadı. 20 Haziran 2006’da E. Pierce Marshall’ın da geçirdiği enfeksiyona bağlı hastalıktan ölmesi üzerine, tüm miras onun dul eşi Elaine T. Marshall’a kaldı.
The Hudsucker Proxy (1994) ve Çıplak Silah 33 1/3 (Naked Gun 33 1/3: The Final Insult) filmlerinde küçük rollerde görünen Smith, 1995 yapımı To the Limitte (Colette Dubois rolünde) ve 1997 yapımı Skyscraper (Carrie Wisk isminindeki helikopter pilotu rolünde) adlı aksiyon filmlerinde başrolde oynadı.
2002 yılında “The Anna Nicole Show” adında bir reality programı sunmaya başlayan Smith, izleyiciden gelen olumlu tepkilere kendisi de şaşırarak bu şovu iki sezon boyunca sürdürdü. Ekim 2003’de TrimSpa isimli bir zayıflama ve güzellik ürününün sözcülüğünü yapmaya başladı ve Mayıs 2004’de kendi ismini taşıyan bir moda markası yaratmak için girişimlere başladı. Smith aynı zamanda Wasabi Tuna (2003) ve Be Cool (2005) adlı filmlerde rol aldı.
Anna Nicole Smith, 7-eylul 2006 günü Nassau, Bahamalar’da Dannielynn Hope Marshall Stern isminde bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Kızının babası olarak doğum sertifikasında avukatı Howard K. Stern’ün ismi yazılı olmasıyla birlikte, biyolojik babanın kim olduğunun DNA testiyle anlaşılması için bir dava açıldı.
Kızının doğumundan 3 gün sonra, 10-eylul 2006’da kardeşini görmek için hastaneye gelen oğlu Daniel Smith’in hastanede aniden hayatını kaybetti.Bu olaydan duyduğu üzüntünün ardından Smith, kızının ismini Dannielynn Hope koymuştu.
Smith, 8-subat 2007 günü Hollywood, Florida’daki Seminole Hard Rock Cafe Hotel and Casino’da aniden yere yığıldı ve acilen hastaneye kaldırılmasına rağmen hayatını kaybetti.
Asıl ismi Vickie Lynn Hogan olan Smith, 8-subat 2007'de geçirdiği ani kalp krizi nedeniyle 39 yaşında, Florida'da hayata veda etti. Smith'in üçüncü evliliğinden bir kız çocuğu dünyaya getirmesinden 3 gün sonra da, ilk evliliğinden olan 20 yaşındaki oğlu Daniel, kalp krizi sonucu aniden hayatını kaybetmişti.
Vickie Lynn Hogan, 28-kasim 1967’de Donald Eugene Hogan ve Virgie Mae Tabers’in kızı olarak Teksas, Houston’da dünyaya geldi. İki yaşındayken ailesi boşandı ve annesi ilki 1971’de Donald R. Hart’la olmak üzere dört evlilik daha yaptı. İsmini Nikki Hart olarak değiştiren Vickie, arkadaşlarına bir sonraki Marilyn Monroe olmayı ne kadar çok istediğinden bahsederek büyüdü. Texas, Mexia’ya taşınmalarının ardından buradaki lisenin ilk yılında sınıfta kaldı ve liseyi hiç bitirmedi. Jim's Krispy Fried Chicken adlı restoranda garsonluk yaparken tanıştığı 16 yaşındaki Billy Wayne Smith’le 4-nisan 1985’de evlendiğindeyse sadece 17 yaşındaydı. Oğlu Daniel Wayne Smith’in doğumundan 1 yıl kadar sonra ayrıldılar ve çocuğuyla birlikte Houston’a dönen Smith, çeşitli yerlerde yine garsonluk yapmaya başladı. Daha sonrasında Rick's Cabaret adlı gece klubünde striptiz yapmaya başlayan Smith, Miss Nikki ve Robin gibi isimlerden sonra Anna Nicole isminde karar kıldı. Anna Nicole burada çalışırken, Kasım 1991’de Teksas’ın en zengin adamı 88 yaşındaki petrol milyarderi Howard Marshall II ile tanıştı.
Playboy Dergisi’ne gönderdiği fotoğrafları beğenen dergi sahibi Hugh Hefner sayesinde Mart 1992’de dergiye kapak oldu. Basında ismi “Yeni Marilyn Monroe” olarak geçmeye başlayan Smith, Mayıs 1992 sayısı için de çıplak pozlar verdi ve 1993'de dergi okuyucuları tarafından Playmate of the Year seçildi.
İki yıl süren ilişkileri boyunca birçok kez Marshall’dan evlenme teklifi alan Smith, 3-subat 1993’de Billy Wayne Smith’den boşandı ve 27-haziran 1994’de Marshall ile Houston’da evlendi. Aralarındaki büyük yaş farkı nedeniyle basında, para yüzünden evlendiği iddia edilen Smith, yaşın onun için önemli olmadığını ve sevdiği için evlendiğini söyledi. Marshall, çift henüz 13 aylık evliyken 4-agustos 1995’de öldü.
Smith, eşinin vasiyetinde kendine yer vermediğini ve ona hiçbirşey bırakmadığını öğrenmesi üzerine 1,6 milyar dolarlık servetin yarısı için aileye dava açtı. Marshall’ın 56 yaşındaki oğlu E. Pierce Marshall’la arasında yaklaşık 10 yıldan beri süren miras davası halen çözüme ulaşmadı. 20 Haziran 2006’da E. Pierce Marshall’ın da geçirdiği enfeksiyona bağlı hastalıktan ölmesi üzerine, tüm miras onun dul eşi Elaine T. Marshall’a kaldı.
The Hudsucker Proxy (1994) ve Çıplak Silah 33 1/3 (Naked Gun 33 1/3: The Final Insult) filmlerinde küçük rollerde görünen Smith, 1995 yapımı To the Limitte (Colette Dubois rolünde) ve 1997 yapımı Skyscraper (Carrie Wisk isminindeki helikopter pilotu rolünde) adlı aksiyon filmlerinde başrolde oynadı.
2002 yılında “The Anna Nicole Show” adında bir reality programı sunmaya başlayan Smith, izleyiciden gelen olumlu tepkilere kendisi de şaşırarak bu şovu iki sezon boyunca sürdürdü. Ekim 2003’de TrimSpa isimli bir zayıflama ve güzellik ürününün sözcülüğünü yapmaya başladı ve Mayıs 2004’de kendi ismini taşıyan bir moda markası yaratmak için girişimlere başladı. Smith aynı zamanda Wasabi Tuna (2003) ve Be Cool (2005) adlı filmlerde rol aldı.
Anna Nicole Smith, 7-eylul 2006 günü Nassau, Bahamalar’da Dannielynn Hope Marshall Stern isminde bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Kızının babası olarak doğum sertifikasında avukatı Howard K. Stern’ün ismi yazılı olmasıyla birlikte, biyolojik babanın kim olduğunun DNA testiyle anlaşılması için bir dava açıldı.
Kızının doğumundan 3 gün sonra, 10-eylul 2006’da kardeşini görmek için hastaneye gelen oğlu Daniel Smith’in hastanede aniden hayatını kaybetti.Bu olaydan duyduğu üzüntünün ardından Smith, kızının ismini Dannielynn Hope koymuştu.
Smith, 8-subat 2007 günü Hollywood, Florida’daki Seminole Hard Rock Cafe Hotel and Casino’da aniden yere yığıldı ve acilen hastaneye kaldırılmasına rağmen hayatını kaybetti.
Anna Kournikova

Anna Kournikova, 1981 doğumlu rus tenisçi ve model. İsmi google’da en çok arananlar listesinde ilk sıralarda yer alan; şöhretini güzelliği, beline kadar uzanan sarı saçları ve tabiki tenis oyunculuğuyla elde eden Kournikova, tenis dünyasının en tanınmış sporcularından biri olmasına rağmen kariyeri boyunca hiç turnuva şampiyonluğu kazanamadı.
Anna Sergeyevna Kournikova, 7-haziran 1981’de Alla ve Sergei Kournikov çiftinin tek çocuğu olarak moskova’da dünyaya geldi. Sonrasında Amerika’ya göçeden aliesiyle birlikte Miami, Florida’ya yerleşen Anna, erken yaşlarda Nick Bollettieri Tennis Academy‘de eğitim almaya başladı. 13 ve 14 yaşlarındayken İtalya Açık da dahil olmak üzere çeşitli turnuvalar kazanan Kournikova, böylece Uluslararası Küçükler Tenisi’nde adından söz ettirdi. 1995 yılında 18 yaş altı Küçükler Avrupa Şampiyonu (Junior European Champion Under 18) ve ITF küçükler Dünya Şampiyonu (Junior World Champion Under 18) olduğunda 14 yaşındaydı.
Kournikova, profosyonel tenis kariyerine Rusya adına katıldığı Fed Cup turnuvasıyla başladı, bu sırada 14 yaşında olan Kournikova, en genç katılımcı ve kazanan oldu. 15 yaşındayken 1996 U.S Open’da (Amerika Açık) 4.tura kadar yükseldi, fakat o dönemin bir numaralı tenisçisi Steffi Graf tarafından turnuvadan elendi.
Kournikova 1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları'na, Rusya Delegasyonu’nun bir sporcusu olarak katıldı. 1997 yılında 16 yaşında iken katıldığı Wimbledon turnuvasında yarı finale kadar yükseldi, fakat o yılın şampiyonu Martina Hingis’e 6-3 ve 6-2 lik setlerle yenilerek bu turnuvadan elendi.
1998, Anna Kournikova’nın çıkışa geçtiği yıl oldu. İlk kez WTA Top 20 sıralamasına giren Kournikova, Martina Hingis, Lindsay Davenport ve Steffi Graf karşısında zaferler elde etti ve ardından da 1999 ve 2002’de Martina Hingis ile birlikte çiftlerde Avustralya Açık Şampiyonluğu elde etti. Bu sıralarda Hingis ve Kournikova, süpermodel görünümlerinden dolayı tenis dünyasının Spice Girls’ü olarak nitelendirildiler.
Kournikova, çiftlerde başarılı bir sporcu olduğunu, Avustralya Açık Şampiyonluğu da dahil olmak üzere 16 çiftler turnuvası kazanarak kanıtladı. Ayrıca karışık çiftlerde U.S Open ve yine çiftlerde Wimbledon’da final oynadı. Çiftlerde WTA (Women’s Tennis Association) sıralamasında birinciliğe kadar yükselen Kournikova, profesyonel kariyeri boyunca 200 çiftler maçında, 71 galibiyet elde etti.
Tekler kariyeri 1999 yılında düşüşe geçen Anna, kariyerinin büyük bir bölümününde WTA sıralamasında 10.luk ile 15.lik arasında yer aldı. Sıralamada en fazla 8.liğe yükselebilen ve katıldığı 130 tekler turnuvasında hiçbir şampiyonluğu bulunmayan Kournikova, kariyerinde sadece 4 kez finale çıkmayı başardı. Ayrıca bu finallerin hiçbirisi Grand Slam finali değildi.
1.73 metre boyundaki Kournikova, bir tenis oyuncusu olarak ayak çabukluğu, agresif baseline oyunu, mükemmel angleları ve dropshotları ile tanımlandı. Fakat neşesiz hali, yaptığı basit hatalar ve zaman zaman kullandığı inanılmaz kötü servis atışları onun eleştirilen özellikleriydi. Kournikova, kariyeri boyunca teklerde 209 maçın 129’unu galibiyetle tamamladı.
Son dönemlerde yaşadığı sırt ve bel problemleri nedeniyle ve geçirdiği sakatlıklar yüzünden WTA sıralamasında gerilere düşen Kournikova, 2003 yılından bu yana hiçbir WTA turnuvasında yer almadı ve konuyla ilgili son olarak ELLE magazin dergisinin 2005 temmuz sayısında şu açıklamayı yaptı: Eğer kendimi 100% hazır hissedersem tekrar kortlara dönmeyi ve yarışmayı isterim.
Yardım amaçlı gösteri maçlarına çıkan Kournikova, aynı zamanda World Team Tennis (WTT) içerisinde yer alan Sacramento Capitals takımının bir üyesi ve sadece çiftler kategorisinde mücadele ediyor. Teklerde bazı başarıları olan fakat esas başarıyı çiftler kategorisinde 1 numaraya kadar yükselerek yakalayan ve tenis oyuncuları Pam Shriver ve Peter Fleming ile kıyaslanan Kournikova, partneri Martina Hingis ile beraber 1999 ve 2002’de çiftlerde, Avustralya Açık Grand Slam’de şampiyon oldu.
2004 yılında Elton John tarafından düzenlenen 3 yardım organizasyonunda ünlü tenisçiler Serena Williams ve Andy Roddick ile birlikte yer alan Anna, ayrıca ocak 2005’de hindistan’da meydana gelen tsunami felaketi sebebiyle yapılan yardım organizasyonunda, çiftlerde John McEnroe, Andy Roddick ve Chris Evert ile beraber gösteri maçı yaptı. Kournikova, kasım 2005’de Martina Hingis ile beraber takım oluşturdu ve ikili yardım amacıyla WTT finallerinde Lisa Raymond ve Samantha Stosur’a karşı maç yaptı.
Şöhretinin bir bölümü de özel hayatı ve modellikten gelen Kournikova, 15 yaşındayken 1996 U.S.Open‘da yer almasıyla birlikte, fiziksel güzelliğiyle de herkesin dikkatini çekerek dünya üzerindeki bir çok magazin dergisinde fotoğrafları ve röportajlarıyla yer aldı. Anna Kournikova 2000 yılında, Jim Carrey’in başrolünü oynadığı Me, Myself ve Irene filminde bir motel müdürü rolünü oynadı.
1998, 2000, 2002 ve 2003’de People Dergisi’nin 50 En Güzel İnsan Listesi’nde (50 Most Beautiful People) yeralan Kournikova, ESPN.com tarafından En Seksi Sporcu (Hottest Female Athlete) ve seçildi. 2002’de FHM Dergisi’nin hem amerika hem de ingiltere’de yayınlanan sayılarında seçtiği 100 Dünyanın En Seksi Kadınları (100 Sexiest Women in the World) listelerinde yer aldı.
Medeni durumu bir çok kez konu olan Kournikova’nın, hokey oyuncusu Pavel Bure ile nişanlandığına dair bir çok dedikodu ortaya atıldı. NHL Hokey yıldızı Sergei Federov ile ise 2001 yılında evlendiğine dair söylentiler çıktı. Kournikova’nın menajeri bunu yalanladı fakat Fedorov, 2003 yılında evlendiklerini ve henüz boşandıklarını açıkladı.
Enrique Iglesias’ın 'Escape' klibinde oynamasının ardından başlayan ilişkileri hala sürmekte olan ikilinin, 2003 ve 2005 yılında gizlice evlendiklerine dair söylentiler çıktı. Kournikova ise bu durum hakkında bir açıklamada bulunmadı. Çift Espn.com tarafından yapılan oylamada En Seksi Çift (Hottest Couple) seçildi. Anna Kournikova halen Miami, Florida’da yaşıyor.
Anna Sergeyevna Kournikova, 7-haziran 1981’de Alla ve Sergei Kournikov çiftinin tek çocuğu olarak moskova’da dünyaya geldi. Sonrasında Amerika’ya göçeden aliesiyle birlikte Miami, Florida’ya yerleşen Anna, erken yaşlarda Nick Bollettieri Tennis Academy‘de eğitim almaya başladı. 13 ve 14 yaşlarındayken İtalya Açık da dahil olmak üzere çeşitli turnuvalar kazanan Kournikova, böylece Uluslararası Küçükler Tenisi’nde adından söz ettirdi. 1995 yılında 18 yaş altı Küçükler Avrupa Şampiyonu (Junior European Champion Under 18) ve ITF küçükler Dünya Şampiyonu (Junior World Champion Under 18) olduğunda 14 yaşındaydı.
Kournikova, profosyonel tenis kariyerine Rusya adına katıldığı Fed Cup turnuvasıyla başladı, bu sırada 14 yaşında olan Kournikova, en genç katılımcı ve kazanan oldu. 15 yaşındayken 1996 U.S Open’da (Amerika Açık) 4.tura kadar yükseldi, fakat o dönemin bir numaralı tenisçisi Steffi Graf tarafından turnuvadan elendi.
Kournikova 1996 Atlanta Olimpiyat Oyunları'na, Rusya Delegasyonu’nun bir sporcusu olarak katıldı. 1997 yılında 16 yaşında iken katıldığı Wimbledon turnuvasında yarı finale kadar yükseldi, fakat o yılın şampiyonu Martina Hingis’e 6-3 ve 6-2 lik setlerle yenilerek bu turnuvadan elendi.
1998, Anna Kournikova’nın çıkışa geçtiği yıl oldu. İlk kez WTA Top 20 sıralamasına giren Kournikova, Martina Hingis, Lindsay Davenport ve Steffi Graf karşısında zaferler elde etti ve ardından da 1999 ve 2002’de Martina Hingis ile birlikte çiftlerde Avustralya Açık Şampiyonluğu elde etti. Bu sıralarda Hingis ve Kournikova, süpermodel görünümlerinden dolayı tenis dünyasının Spice Girls’ü olarak nitelendirildiler.
Kournikova, çiftlerde başarılı bir sporcu olduğunu, Avustralya Açık Şampiyonluğu da dahil olmak üzere 16 çiftler turnuvası kazanarak kanıtladı. Ayrıca karışık çiftlerde U.S Open ve yine çiftlerde Wimbledon’da final oynadı. Çiftlerde WTA (Women’s Tennis Association) sıralamasında birinciliğe kadar yükselen Kournikova, profesyonel kariyeri boyunca 200 çiftler maçında, 71 galibiyet elde etti.
Tekler kariyeri 1999 yılında düşüşe geçen Anna, kariyerinin büyük bir bölümününde WTA sıralamasında 10.luk ile 15.lik arasında yer aldı. Sıralamada en fazla 8.liğe yükselebilen ve katıldığı 130 tekler turnuvasında hiçbir şampiyonluğu bulunmayan Kournikova, kariyerinde sadece 4 kez finale çıkmayı başardı. Ayrıca bu finallerin hiçbirisi Grand Slam finali değildi.
1.73 metre boyundaki Kournikova, bir tenis oyuncusu olarak ayak çabukluğu, agresif baseline oyunu, mükemmel angleları ve dropshotları ile tanımlandı. Fakat neşesiz hali, yaptığı basit hatalar ve zaman zaman kullandığı inanılmaz kötü servis atışları onun eleştirilen özellikleriydi. Kournikova, kariyeri boyunca teklerde 209 maçın 129’unu galibiyetle tamamladı.
Son dönemlerde yaşadığı sırt ve bel problemleri nedeniyle ve geçirdiği sakatlıklar yüzünden WTA sıralamasında gerilere düşen Kournikova, 2003 yılından bu yana hiçbir WTA turnuvasında yer almadı ve konuyla ilgili son olarak ELLE magazin dergisinin 2005 temmuz sayısında şu açıklamayı yaptı: Eğer kendimi 100% hazır hissedersem tekrar kortlara dönmeyi ve yarışmayı isterim.
Yardım amaçlı gösteri maçlarına çıkan Kournikova, aynı zamanda World Team Tennis (WTT) içerisinde yer alan Sacramento Capitals takımının bir üyesi ve sadece çiftler kategorisinde mücadele ediyor. Teklerde bazı başarıları olan fakat esas başarıyı çiftler kategorisinde 1 numaraya kadar yükselerek yakalayan ve tenis oyuncuları Pam Shriver ve Peter Fleming ile kıyaslanan Kournikova, partneri Martina Hingis ile beraber 1999 ve 2002’de çiftlerde, Avustralya Açık Grand Slam’de şampiyon oldu.
2004 yılında Elton John tarafından düzenlenen 3 yardım organizasyonunda ünlü tenisçiler Serena Williams ve Andy Roddick ile birlikte yer alan Anna, ayrıca ocak 2005’de hindistan’da meydana gelen tsunami felaketi sebebiyle yapılan yardım organizasyonunda, çiftlerde John McEnroe, Andy Roddick ve Chris Evert ile beraber gösteri maçı yaptı. Kournikova, kasım 2005’de Martina Hingis ile beraber takım oluşturdu ve ikili yardım amacıyla WTT finallerinde Lisa Raymond ve Samantha Stosur’a karşı maç yaptı.
Şöhretinin bir bölümü de özel hayatı ve modellikten gelen Kournikova, 15 yaşındayken 1996 U.S.Open‘da yer almasıyla birlikte, fiziksel güzelliğiyle de herkesin dikkatini çekerek dünya üzerindeki bir çok magazin dergisinde fotoğrafları ve röportajlarıyla yer aldı. Anna Kournikova 2000 yılında, Jim Carrey’in başrolünü oynadığı Me, Myself ve Irene filminde bir motel müdürü rolünü oynadı.
1998, 2000, 2002 ve 2003’de People Dergisi’nin 50 En Güzel İnsan Listesi’nde (50 Most Beautiful People) yeralan Kournikova, ESPN.com tarafından En Seksi Sporcu (Hottest Female Athlete) ve seçildi. 2002’de FHM Dergisi’nin hem amerika hem de ingiltere’de yayınlanan sayılarında seçtiği 100 Dünyanın En Seksi Kadınları (100 Sexiest Women in the World) listelerinde yer aldı.
Medeni durumu bir çok kez konu olan Kournikova’nın, hokey oyuncusu Pavel Bure ile nişanlandığına dair bir çok dedikodu ortaya atıldı. NHL Hokey yıldızı Sergei Federov ile ise 2001 yılında evlendiğine dair söylentiler çıktı. Kournikova’nın menajeri bunu yalanladı fakat Fedorov, 2003 yılında evlendiklerini ve henüz boşandıklarını açıkladı.
Enrique Iglesias’ın 'Escape' klibinde oynamasının ardından başlayan ilişkileri hala sürmekte olan ikilinin, 2003 ve 2005 yılında gizlice evlendiklerine dair söylentiler çıktı. Kournikova ise bu durum hakkında bir açıklamada bulunmadı. Çift Espn.com tarafından yapılan oylamada En Seksi Çift (Hottest Couple) seçildi. Anna Kournikova halen Miami, Florida’da yaşıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)